MESUT BALTA


DİJİTAL ÇAĞDA İNSANLIK: SELEKSİYONUN YENİ YÜZÜ


Evren, temel dinamikleri gereği sürekli bir değişim süreci içindedir. Milyarlarca yıllık evren tarihinde fiziksel değişimlerin bile önemli bir yer tuttuğu düşünüldüğünde, değişimin evrensel bir gerçeklik olduğu açıkça görülür. Bin yıl önceki pek çok kanyon, dağ, vadi ve nehir gibi doğal coğrafi yapıların bugün yerinde yeller estiğini göz önünde bulundurursak, morfolojik ve jeolojik değişimin boyutları da ortaya çıkar.

DEĞİŞİMİN TOPLUM VE CANLILAR ÜZERİNDEKİ YANSIMALARI

Yerküredeki bu değişim, tüm canlıları kapsayan bir yapı sergiler ve yalnızca fiziksel alanla sınırlı kalmaz. Toplumsal değerler, yönetim şekilleri ve tepki ritüelleri de bu süreçten etkilenir. Bu durum, kuşaklar arası çatışmaları kaçınılmaz hale getirir. Yeni nesiller eskileri eleştirirken, eski nesiller yenilerin “yoldan çıktığını” iddia eder ve böylece tanıdık bir kısır döngü oluşur.

Değişimin en belirgin özelliklerinden biri, tamamen yeni koşulların etkisiyle ortaya çıkmasıdır. Bu, bir kuşağın bilinçli tercihi değil, fiziksel dünyada şekil değişimlerine yol açan yasaların bir yansımasıdır. Kuşak çatışmaları ise, bir üçgenin daireye ya da dairenin üçgene sığamaması gibi bir uyumsuzluk olarak düşünülebilir.

DİJİTAL DÖNÜŞÜMÜN ZORUNLULUĞU

Günümüzde deneyimlediğimiz teknolojik gelişmeler ve dijital dönüşüm, bu yeni koşulların bir sonucudur. Sekiz milyarlık bir dünya nüfusunun temel ihtiyaçlarını – gıda, finans, eğitim ve uluslararası ticaret – düzenleyebilecek başka hangi güç, dijital dönüşüm olmaksızın var olabilir ki? Bu nedenle, yeni nesilleri ekran bağımlılığıyla suçlamak, gerçekleri görmezden gelmekten başka bir şey değildir.

Değişim ve dönüşümün özünü kavradıktan sonra, geleceği yeniden şekillendirmek ve seleksiyon yapılarını şimdiden tasarlamak, insanlık için stratejik bir görev haline gelir. Gelecekteki yaşamın ilkeleri neler olacak? Bizi nasıl bir dünya bekliyor? Değişimin en yüksek boyutlarını taşıyacak bir yaşam ve evrene ne kadar hazırız?

GELECEĞE YÖN VEREN SORULAR

Bu sorulara verilecek mantıklı yanıtlar, bir ülkeyi ve hatta tüm dünyayı geleceğe daha hazırlıklı bir şekilde taşıyabilir. Değişimin niteliği ve niceliği, bizleri hangi yaşam biçimlerine yönelteceğini öngörmek çok da zor değildir. Dijital dönüşümden korkmaya gerek yoktur; çünkü bu dönüşüm gerçekleşmezse, dünyadaki devasa canlı popülasyonunun organizasyonu imkânsız hale gelir.

YAPAY ZEKA VE İNSAN ÜSTÜNLÜĞÜ

Dijital uygulamalar ve yapay zeka, ne kadar ileri bir seviyeye ulaşırsa ulaşsın, insana özgü muhakeme gücünü geçemeyecektir. Yapay zeka geliştikçe, insanlık da bu gelişime karşı gerekli önlemleri alacak ve kendine has yetkinliklerle bu açığı kapatmayı başaracaktır. Bu, insanlığın değişime adaptasyon kabiliyetinin bir kanıtıdır.

SONUÇ: GELECEĞİ KUCAKLAMAK

Gelecekten korkmamalıyız; ancak geleceğin, değişimin gücüyle bütünleşmiş dinamik bir yapı olacağını da unutmamalıyız. Dijital çağ, insanlığın seleksiyonunun yeni bir yüzünü temsil ediyor. Bu çağda, değişimi anlamak ve ona yön vermek, insanlığın hem en büyük meydan okuması hem de en büyük fırsatıdır.